Close
Bülten Üyeliği
E-posta adresi:

Ölümünün 90. Yılında Türk Kültürünün En Önemli Eseri Divânu Lugâti't-Türk'ü Günışığına Çıkaran Bir Kürt Aydını: Ali Emirî Efendi

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Bu yıl düzenlenen Diyarbakır 5. Kitap Fuarı'nda Fahri Aral'ın yönettiği, Kadri Yıldırım'ın da konuşmacı olarak katıldığı Alî Emiri Efendi paneli 20 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleşti. Panel için Fahri Aral'ın Ali Emirî Efendi ve Dünyası'nı (Pera Müzesi, İstanbul 2010) kaynak olarak ele alıp hazırladığı metin Fuar kapsamında basılmıştır.

Fuarın ilgi görenlerinden biri olan bu panel için hazırlanan broşürün tam metnini ilgili okurlar buradan okuyabilir:

---

ÖLÜMÜNÜN 90. YILINDA TÜRK KÜLTÜRÜNÜN EN ÖNEMLİ ESERİ DİVÂNU LUGÂTİ’T-TÜRK’Ü GÜNIŞIĞINA ÇIKARAN BİR KÜRT AYDINI: ALİ EMİRÎ EFENDİ

 Diyarbakır’ın yetiştirmiş olduğu, 19. yüzyılın sonuna doğru dağılmakta olan imparatorluğun büyük âlimlerinden Ali Emirî Efendi 1857’de doğdu. Dünyaya geldiği yıllarda Bedirhanî ayaklanması bastırılmış, buna rağmen bölgede karışıklıklar devam ediyordu. Ali Emirî, Diyarbakır’ın köklü bir ailesine mensuptu. Aile üyeleri arasında tanınmış Osmanlı bürokratları, tüccarlar, müderrisler ve hattatlar vardı. Ali Emirî’nin büyük dedesi Seyyid Mehmed Emirî Çelebi tanınmış bir şair, babası ise şehrin önde gelen tüccarlarındandı. Ancak Ali Emirî’nin dünyası daha çok dedesinin şiir dünyasına yakındı ki, ilerdeki tüm mesleki yetenekleri, şiirle, bilimle ve hat sanatı ile kurduğu ilişki bu dünyanın içinde biçimlenecekti. 


GÜÇLÜ BİR HAFIZA

 Ali Emirî Efendi, öğrenimine Diyarbakır’da oturdukları Sülûkiye Mahallesi’ndeki Sülûkiye Mescidi sıbyan mektebinde başladı. Oturdukları mahallenin yakınında bir de Kitapçılar Çarşısı vardı. Sıbyan Mektebi’nde tamamen hafızaya ve taklide dayalı bir eğitim vardı. Mahallesinde Müslümanlarla Hıristiyanlar birlikte yaşıyordu. Bu da bir Kürt ve Müslüman aileye mensup olan Ali Emirî’nin bazı yeteneklerinin ortaya çıkmasına vesile oluyordu. Şiire olan ilgisi burada artmış, okuduğu divanlardan beyitler ezberleyerek, bu yeteneğini geliştirmeye başlamıştı. Âşık Ömer’in şiirlerini ezbere okuması, Sünbülzade Vehbi’nin divanından, amcası Şaban Kami Efendi’nin hediye ettiği Nevâdirü’l-Âsâr’dan beyitler ezberlemesi, hat sanatı ile uğraşması adeta hayatını belirleyecek yolun nasıl olacağını çiziyordu. Gittikçe artan kitap sevgisi de kişiliğinin başlıca belirleyicisiydi. Kitaba uzanmak, kitabın peşinden gitmek, kitabı edinmek, bunu yapamıyorsa kimi zaman bizzat oturup, istinsah etmek(aynen suretini çıkarmak) ne yapıp, edip korumak ve bunun gibi birçok haslet…  onu anlatmak için yeterliydi.

 

KİTAPTAN İBARET BİR HAYAT

 Ölümünden sonra yazdığı bir yazıda tarihçi Ahmet Refik (Altınay), Ali Emirî’nin bu özelliğini çok güzel özetliyordu: “Ali Emirî için hayat, kitaptan başka bir şey değildi.” Bunu bizzat kendisi de söylüyor: “Lûbiyâta (eğlenceye) merakım yoktu, gezintiye gittiğimiz zaman çocuklar oyunla meşgul olur, ben bir tarafa çekilir, kitap mütalâa ederdim.” Muhafazakâr biri olan Ali Emirî, günün teknik gelişmelerine hiç uzak durmaz; Diyarbakır telgrafhanesinde telgrafçılık dersleri aldı. Hatta kendisini de anlattığı Tezkire-i Şuara-yı Âmid adlı eserinde telgraf üzerine bir de şiiri bulunmaktadır.

 İlk gençlik yıllarında yakınlarından aldığı derslerle Arapça ve Farsçasını ilerletmiş ve hafızasına binlerce beyiti nakşetmiştir. Çok işlek olan hafızası adeta bir kayıt defteridir. Bu yeteneği ise divan şiirinde iyi bir hafızaya ve sağlam bir dil bilgisine ihtiyaç duyulan “nazire” geleneğinde ustalaşmasını sağlar. Bu arada Osmanlı bürokrasisinin önemli âlimlerini de tanıma fırsatı bulur. Bunlardan biri de Osmanlının Kürdistan vilayetlerindeki ayaklanmalardan sonra bölgeye gönderdikleri Heyet-i Islahiye’lerden birinin reisi olan ünlü Abidin Paşa’dır. Arnavut asıllı olan Abidin Paşa aynı zamanda Mesnevi’nin şârihi olarak da bilinir. Ünlü ressam Abidin Dino ile Arif Dino’nun da dedeleri olan Abidin Paşa,  Ali Emirî’nin yeteneklerini hemen fark ederek,  hemen çevresine alır. Artık Amid’li bu genç yetenek için bambaşka kapılar açılacaktır.

  

 NASIL BİR KİŞİLİK?

 Ali Emirî, 1877’de o yıllarda sancak olan Mardin’de Tahrirat Kalemi’nde ilk kez memurluğa başlar. Yaklaşık otuz yıl sürecek olan devlet görevinde Selanik’ten Yemen’e, İşkodra’dan Erzurum’a, Elazığ’a, Yanya’ya, Halep’e ve Kırşehir’e uzanan ve müsevvidlikten (Osmanlı bürokrasisinde temize çekilecek evrakların müsveddesini yapma görevi), maliye müfettişliğine, defterdarlığa kadar uzanan görevlerde bulunur. Ama gittiği her yerde gözü kulağı kitaplardadır. Bütün maaşını yazmalara yatırır, satın alamadıklarını da gündüz ve geceleri lamba ışığında gözlerini kör edercesine “istinsah” eder yani bir anlamda elle tıpkıbasımını yapar. Bu arada başka işleri de ihmal etmez, hiçbir yerde boş durmaz; gittiği vilayetlerde tarihi eserler, mezar kitabeleri, türbeler vb. hep ilgi alanları içindedir. Meselâ Kırşehir’de Hacı Bektaş-ı Veli türbesini tamir ettirir.

 Ali Emirî, ll. Meşrutiyet’in ilanından sonra kendi isteğiyle emekli olur ve memuriyete veda eder, artık 15 bine ulaşmış kitaplarıyla daha fazla uğraşmak, hayalini kurduğu, edinmek istediği eserlere ulaşmak daha çabuk ulaşmak niyetindedir. Bu amaçla günlük hayatını yeniden düzenler; artık İstanbul sahaflarının daimi müşterisi, bilgisi ve kültürüyle gerçek bir âlimdir. Evi darmadağınıktır, ama kendisi binlerce kitabıyla mutlu bir yaşam sürer.

 Bununla birlikte kişiliğini çözmeyenler,  kıskananları, muhalifleri de az değildir. Çünkü pek kimseye benzemeyen mizacı, alışılmadık günlük hayatı, “ifrad” ile “tefrid” arasında seyreden huyu ve davranışları kişiliği hakkında farklı yorumlara yol açmıştı. Kendisi de Diyarbakırlı olan Süleyman Nazif’e göre “nev’i şahsına münhasır” bir insandı. İbnülemin Mahmud Kemal ise onun için “âkil desem değil mecnun desem değil…” diyordu.

 

SAHAFLAR ÇARŞISI’NDA BİR HAZİNE

 İstanbul’da yaşamaya başlayan Ali Emirî’nin gittiği yerler bellidir. Sahaflar Çarşısı, Çemberlitaş’taki Diyarbakırlıların kıraathanesi ve birkaç yakın ahbab evi. Sahaflar Çarşısı’na haftanın en az üç günü uğrar, dükkanlarda yazmaları gözden geçirir, bazen tozlu raflarda bulduğu bir kitap, onu sevince boğsa da dükkan sahibinin bu durumu fark edip, fazla para istemesinden çekinir. Tersine kitabı önemsemeyerek, pazarlık eder. Eğer satın almışsa da, çarşıdan çıkar, çıkmaz hızla eve doğru yürür, artık o gün mutludur.

 İşte yine böyle bir gün Sahaf Burhan’ın dükkanına girerek, “yeni bir şey var mı?” diye sorduğunda Burhan Bey’in cevabı “Bir kitap var ama biraz pahalı..” diye cevap verir. Maarif Nazırı Emrullah Efendi’ye gösterdim, on lira verdi. Sonra ekler, “Benim değil başkasının, sahibi otuz liradan bir kuruş inmiyor, satılmazsa yarın iade edeceğim.”

 Ali Emirî bakar bakmaz, bunun farklı bir şey olduğunu hemen anlar, bir hazine bulmuş olduğunu hisseder, heyecanlanır ama bunu da belli etmemeye çalışır. Kitabın görünümünden biraz şikayet eder, “dağılmış, sayfalar karışmış, şirazesi(kitaplarda, formaları, yaprakları cilde bağlayan ibrişim şerit) çözülmüş, yazarı da Kaşgarlı diye biri ama kim, neyin nesi… Emrullah Efendi on vermişse ben beş fazla vereyim.” der. Ancak Burhan Bey razı olmaz. Ali Emirî Efendi dayanılmaz bir tutku içindedir ama cebinde de sadece on beş lira vardır.

 Tam o sırada dükkanın önünden Darülfünun hocası Faik Reşat Bey geçmektedir. Ali Emirî hemen fırlayarak, bir yirmi lira ister, ancak Faik Reşat Bey’de de on lira vardır. Hemen eve gidip, bir on lira daha getirir. Artık rahatlamıştır, otuz lirayı Burhan Bey’e verir, hatta bir üç lira daha bırakıp, kitabı alarak hızla eve doğru yürümeye başlar. Bir hazine bulduğunun farkındadır. Elindeki eserin bir benzeri yoktur, 11. yüzyıl yazması olan bu cevher Divanu Lugâti’t Türk’tür.

 Bundan sonrasını şöyle anlatır: “Kitabı aldım, eve geldim. Yemeği içmeyi unuttum, birkaç saat mütalâa ile uğraştım…. Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi bir kitap yazılmamıştır. Bundan sonra da yazılamaz. Bu kitaba hakiki kıymet verilmek lazım gelse cihanın hazineleri kafi gelmez…”  Ne var ki, haber hemen duyulmuştur.  Hemşehrisi Ziya Gökalp ardından Fuat Köprülü kitabı görmek isterler.  Ancak Ali Emirî sadece Kilisli Rifat’a göstermeyi düşünmektedir. Çünkü kitap dağınıktır, sayfaları ayrılmış, şirazesi çözülmüştür. Bunu da düzeltecek tek kişi ise Kilisli Rıfat Efendi’dir. Rıfat Efendi, günlerce uğraşarak, kitabı bir şekle sokar, yeniden numaralandırır. Hatta buna karşılık Ali Emirî’nın Kilisli Rıfat’a bir evini vermeyi teklif eder. Rıfat Efendi bunu reddederek, bu işin karşılığının kitabı basmak olduğun ifade eder.

  Araya Talat Paşa da girmiştir; eserin basılması gündeme gelir. Aslında işin içinde başka bir hesap da vardır, Çünkü böyle bir eserin basılması o dönemde Türkçülüğü yüceltmeye çalışan İttihat ve Terakki’nin de siyasetine uygundur. Ziya Gökalp’ın da ısrarı bu yüzdendir. Sonunda Ali Emirî Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılmış olan bu benzersiz eseri basılması için güvendiği tek kişi olan Kilisli Rıfat Efendi’ye  teslim eder.

 

TARİHİN “İSTİHZASI”

 Ali Emirî için yapılacak bir şey daha vardır; sayısı on beş binden fazla olan yazma ve basma tüm kitaplarını Fatih’te Şeyhüislâm Feyzullah Efendi medresesinde kurulan adını kendi verdiği Millet Kütüphanesi’ne bağışlamaktır. 17 Nisan 1916’da açılan kütüphanenin hâfızı kütubu, müdürü, kendi deyimiyle nazırı Ali Emirî’dir. 23 Ocak 1924’te hayatını kaybeden bu büyük âlimin mezarı, vasiyeti üzerine Fatih türbesine gömülür.

 Şiirlerini, nesirlerini Ali Emirî Amidi diye imzalayan bu büyük Kürt âliminin, Türk kültürü için çok değerli olan bir eseri günışığına çıkarması, tarihin bir “istihzası” değil midir? 

Yorum yap
Yorumlar
Tarih: 6.12.2015 07:46
Mr.
1
Tarih: 6.12.2015 07:48
Mr.
1
Tarih: 6.12.2015 07:49
Mr.
1
Tarih: 6.12.2015 07:49
Mr.
1
Tarih: 6.12.2015 07:49
Mr.
1
Tarih: 6.12.2015 07:50
Mr.
-1 OR 2+876-876-1=0+0+0+1 --
Tarih: 6.12.2015 07:50
Mr.
'+response.write(9775132*9396087)+'
Tarih: 6.12.2015 07:50
Mr.
1
Tarih: 6.12.2015 07:51
Mr.
-1 OR 3*2<(0+5+876-876) --
Tarih: 6.12.2015 07:51
Mr.
'+response.write(9775132*9396087)+'
Tarih: 6.12.2015 07:51
Mr.
"+response.write(9775132*9396087)+"
Tarih: 6.12.2015 07:51
Mr.
1
Tarih: 6.12.2015 07:51
Mr.
1
Tarih: 6.12.2015 07:52
Mr.
-1" OR 2+449-449-1=0+0+0+1 --
Tarih: 6.12.2015 07:52
Mr.
%C3%B6l%C3%BCm%C3%BCn%C3%BCn-90-y%C4%B1l%C4%B1nda-t%C3%BCrk-k%C3%BClt%C3%BCr%C3%BCn%C3%BCn-en-%C3%B6nemli-eseri-div%C3%A2nu-lug%C3%A2tit-t%C3%BCrk%C3%BC-g%C3%BCn%C4%B1%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1na-%C3%A7%C4%B1karan-bir-k%C3%BCrt-ayd%C4%B1n%C4%B1-ali-emir%C3%AE-efendi/.
Tarih: 6.12.2015 07:52
Mr.
";print(md5(acunetix_wvs_security_test));$a="
Tarih: 6.12.2015 07:53
Mr.
@@vZ80N
Tarih: 6.12.2015 07:53
Http://testasp.vulnweb.com/t/fit.txt
1
Tarih: 6.12.2015 07:53
if(now()=sysdate(),sleep(6),0)/*'XOR(if(now()=sysdate(),sleep(6),0))OR'"XOR(if(now()=sysdate(),sleep(6),0))OR"*/
1
Tarih: 6.12.2015 07:54
Http://testasp.vulnweb.com/t/fit.txt
1
Tarih: 6.12.2015 07:54
hSZpuLrM'); waitfor delay '0:0:3' --
1
Tarih: 6.12.2015 07:54
Mr.
nOB1R2RT';select pg_sleep(16.36); --
Tarih: 6.12.2015 07:54
Mr.
JyI=
Tarih: 6.12.2015 07:54
Mr.
(select(0)from(select(sleep(32.72)))v)/*'+(select(0)from(select(sleep(32.72)))v)+'"+(select(0)from(select(sleep(32.72)))v)+"*/
Tarih: 6.12.2015 07:55
Mr.
JyI=
Tarih: 6.12.2015 07:56
Mr.
1
Tarih: 6.12.2015 07:56
�''�""
1
Tarih: 6.12.2015 07:56
�''�""
1
Tarih: 6.12.2015 07:57
�''�""
1
Tarih: 6.12.2015 07:57
�''�""
1
Tarih: 6.12.2015 07:57
";print(md5(acunetix_wvs_security_test));$a="
1
Tarih: 6.12.2015 07:57
(select convert(int,CHAR(65)))
1
Tarih: 6.12.2015 07:58
Mr.
"+response.write(9775132*9396087)+"
Tarih: 6.12.2015 07:58
"set|set&set"
1
Tarih: 6.12.2015 07:58
Mr.
http://hitcpkkHpPAPh.bxss.me/
Tarih: 6.12.2015 08:00
"set|set&set"
1
Tarih: 16.11.2016 22:22
Mr.
1
Tarih: 16.11.2016 22:22
Mr.
1
Tarih: 16.11.2016 22:23
Mr.
1
Tarih: 16.11.2016 22:31
Mr.
1
Tarih: 16.11.2016 22:34
Mr.
1