|
Hakkımızda
Basında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Darülfünun'dan Günümüze Üniversite Yayıncılığı ve Yaşamı
Dünden Bugüne Türkiye'de Yayıncılık ve Üniversite Yayıncılığı
|
 |
|
|
II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Osmanlı basını o güne kadar görülmeyen bir canlılığa kavuştu. 23 Temmuz 1908'de hürriyetin ilanından sonraki iki ay içinde 200'den fazla gazete ve dergi çıkarıldı. Bu arada kitap yayımlarında da önemli artışlar oldu. Bu yıllarda bir kısmı Cumhuriyet döneminde de yayıncılıklarını sürdürecek, Mihran Efendi, Abdullah Cevdet, Şemseddin Sami, Leon Lütfi, Naci Kasım, Garbis Fikri, İbrahim Hilmi gibi kişiler yayın yapmaya başladı.
Kısa bir süre sonra çıkarılan Matbuat Kanunu ile birlikte sansür de hukuken kaldırıldı. Ne var ki, 1913'te İttihad ve Terakki yönetiminin uygulamaya başladığı baskıcı yönetim, kanunla tanınmış olan hak ve özgürlükleri yok ederek, bunları kullanılmaz hale sokan bir ortam yarattı.
II. Meşrutiyet'in yaratmış olduğu siyasal ve toplumsal koşullar, değişik düşünce akımlarının gazete ve dergi gibi yayın organlarının yanı sıra yayımlanan çok sayıda kitaba da yansımasını sağladı. Ulûm-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası, İçtihad, Envâr-ı Zekâ, Halka Doğru, Meslek, İslam Mecmuası, İştirak gibi dergilerin yanısıra Beşer, Felsefe-i Ferd, Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?, Türkleştirme gibi kitaplar bu dönemde yayımlandı.
Mütareke ve Milli Mücadele döneminde yayıncılık, koşullar gereği canlılığını yitirmeye başladı. Özellikle bu yıllarda İstanbul'da, Anadolu'yu destekleyen basına karşı uygulanan sansür ve baskı politikası, işgal kuvvetlerinin yüzü aşkın gazeteci, yazar ve aydını tutuklayarak Malta'ya sürmesi, yayın faaliyetlerinin duraklamasına, kitap yayınlarının azalmasına yol açtı. Diğer yandan türlü zorluklar altında Ankara'da, Konya'da ve Anadolu'nun birçok şehrinde başlayan yayın faaliyeti kısa bir süre sonra kurulacak Cumhuriyet yönetiminde yaygınlaşacak yayıncılığın ilk ürünlerini vermeye başladı. Bu dönemde yayımlanan Hakimiyet-i Milliye, Yeni Gün, Albayrak, Açıksöz, Yeni Adana gibi gazeteler Milli Mücadele'yi destekledi.
Cumhuriyetle birlikte Arap harflerinden Latin harflerine geçiş, yayıncılık dünyasında kısa süren bir durgunluk yarattı. 3 Kasım 1928'de yürürlüğe giren kanuna göre gazete ve dergilerin yeni harflerle yayımlanması zorunlu hale getirildi. Ardından okuma yazma seferberliğine başlatılarak, her ilde Millet Mektepleri açıldı. Ancak yeni harflerin öğrenilmesi, kitap, gazete ve dergi gibi basılı ürünlerin yeni biçimleriyle günlük hayata girmesi için belirli bir sürenin geçmesi gerekiyordu. Nitekim bu süre içinde gazetelerin tirajı düştü. Kitap yayıncıları ellerinde kalan eski harflerle basılmış kitapların satılmaması yüzünden zarar uğradı.
Yeni harflerin yaygınlaşmasının yanı sıra okuma yazma oranının da artması ile birlikte yayıncılıkta yeni bir canlanma başladı.
Devlet, Devlet Basımevi olarak çalışmalarını sürdüren eski Matbaa-i Amire'de kendi ders kitaplarını basarken, diğer yandan Ahmet Halit, Remzi, İnkılâp, Kanaat, Hilmi gibi özel matbaa ve yayınevleri de yayınlarını sürdürmeye devam etti.
Bu arada 1931'de kabul edilen yeni Matbuat Kanunu, baskıcı hükümler getirerek, gazete ve dergilerin ulusal siyasete aykırı yayın yapmaları halinde bakanlar kurulu kararıyla kapatılabileceğini öngören, özgür yayıncılığı tehdit eden 50. Madde ile sürekli kullanılan bir baskı aracı haline sokuldu.
Önceki Sayfa | 1 | 2 | 3 | 4 | Sonraki Sayfa
|
|