bizimle ilgili gelişmelerden haberdar olmak için lütfen eposta listemize üye olunuz


Hakkımızda

Basında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Darülfünun'dan Günümüze Üniversite Yayıncılığı ve Yaşamı

Dünden Bugüne Türkiye'de Yayıncılık ve Üniversite Yayıncılığı

  








Türkiye'de yayıncılığın başlangıcı 1727'de kurulan İbrahim Müteferrika Matbaası'nın, 1729'da basılan ilk kitabı Vankulu Lûgatı ile başlar. Arapça-Türkçe bir sözlük olan bu kitabın basılmasındaki amaç, o dönemde talebe-i ulûm diye adlandırılan medrese öğrencilerinin öğrenimleri sırasında kullandıkları eseri ucuza sağlamalarıdır.

Ancak bu tarihten çok önce 1500'lerde, azınlıkların kurduğu matbaalar yoluyla Osmanlı Devleti'nde önemli sayılabilecek bir yayın faaliyetinin başladığı bilinmektedir. Yahudi, Ermeni ve Rumların kurduğu çeşitli matbaalarda dini eserlerin yanı sıra gramer ve bilim kitapları da basılmıştır.

Buna rağmen 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Osmanlı Devleti'nde ciddi bir yayıncılıktan, kurumlaşmış bir yapıdan söz etmek pek mümkün değildir. Batılılaşma ile birlikte geleneksel aydın tipinin değişmesi, medrese aydınına oranla daha farklı kültürel ihtiyaçlara sahip, Batı'daki gelişmelerden haberdar aydınların ortaya çıkması, eğitim alanında girişilen bazı yeniliklerin kitap, gazete ve basılı materyal vb. araçları zorunlu kılması gelişmeyi hızlandıran etkenler oldu.

Bu yıllarda sayıları artmaya başlayan yayıncıların matbaalarında basılan kitap ve gazeteler belirli bir okur kitlesi yaratarak, 1860'dan sonra gelişecek bir yayın dünyasının temelini oluşturdu. Bundan sonra hızlı bir artış gösteren kitap, dergi ve gazete yayımı, Ahmet Midhat Efendi, Ebüzziya Tevfik, Şinasi, Agâh Efendi gibi yazarlar, Ahmet İhsan ve Mihran Efendi gibi yayıncıların çabalarıyla yaygınlaştı.

Bu dönemde yayıncılığı düzenlemek amacıyla önce bazı iradeler, daha sonra da matbaa açmak, kitap ve risale basmak için belirli kurallar getiren değişik nizamnameler çıkarıldı. Bunların arasında 1864'te ilk basın yasası diyebileceğimiz ve Fransız Basın Yasası'ndan uyarlanan Matbuat Nizamnamesi, siyasal nitelikli yayın yapmak için ruhsat alma zorunluluğu getiriyor ve uygulanacak cezaları düzenliyordu. Bundan sonra gazete ve dergi kapatmaları başlayacak, sansür Osmanlı basını ve yayıncılığını doğrudan etkileyecekti. Özellikle matbaacılıkla ilgili çıkarılan nizamnameler çok ağır hükümler içeriyor, matbaa kurmak isteyenler, harf dökenler, baskı için araç ve gereç imal edenler çok sıkı denetime tabi tutuluyordu. Matbaa binaları, kapı ve pencerelerine kadar belirli kayıtlara alınıyordu. Matbaaların sürekli olarak zaptiye gözetiminde bulundurulması ise sansürü sürekli bir uygulama haline getirmişti. Ancak herşeye rağmen bu yıllarda matbaa sayısı arttı, yayınlar çoğaldı.

II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Osmanlı basını o güne kadar görülmeyen bir canlılığa kavuştu. 23 Temmuz 1908'de hürriyetin ilanından sonraki iki ay içinde 200'den fazla gazete ve dergi çıkarıldı. Bu arada kitap yayımlarında da önemli artışlar oldu. Bu yıllarda bir kısmı Cumhuriyet döneminde de yayıncılıklarını sürdürecek, Mihran Efendi, Abdullah Cevdet, Şemseddin Sami, Leon Lütfi, Naci Kasım, Garbis Fikri, İbrahim Hilmi gibi kişiler yayın yapmaya başladı.

Kısa bir süre sonra çıkarılan Matbuat Kanunu ile birlikte sansür de hukuken kaldırıldı. Ne var ki, 1913'te İttihad ve Terakki yönetiminin uygulamaya başladığı baskıcı yönetim, kanunla tanınmış olan hak ve özgürlükleri yok ederek, bunları kullanılmaz hale sokan bir ortam yarattı.

1 | 2 | 3 | 4 | Sonraki Sayfa